|
|
Her gün
birbirine bakıyor; kent ve mezarlık.. Mezarlık kentin içine düşüyor.
Mezar taşları evlerin, minarelerin arasına giriyor, görsel varlıkla
bütünleşiyor. Yaşamla ölümün bir olduğu kadrajın içine düşüyor burada
insan. Yaşamın sürdüğü mekanlar ve mezarlar iç içe geçince, minareler
konaklarla kol kola olunca mezar taşları, aynı düzlemin içine düşünce
görüntüler bir garip oluyor. Konağın içinde yaşayanlarla burada adları
mezar taşlarına yazılı olanların varlıkları düşündürüyor insanı. Ölümle
yaşam üstüne bir sürü şey bellekte depreşiyor.
Konakta olanlar da gelecek bir gün buraya. Var mı gelmemek? insanoğlunun
yüzyıllardır bazen kafa yorduğu bazen üzerinde hiç düşünmek istemeyip
bilinç arkasına attığı bu sözcüklerin kol kola girdiği mezarlıkta
yeniden insanın aklına düşüyor.
Çok
düşünülmüş çok söz edilmiş bu konularda. Sonunda buralarda
olmak var işte. Bazen taşlara yazılacak künye bazen küçük bir taş
dikilecek başına mezarın. Mardin'de, 'doğum, ölüm, yaşam' hep sem-bolize
edilmiş zaten... Kent kadrajın arkasında mezarlar önünüzde. Biraz yakın
biraz uzak... Yaşamla ölümün aralığı sanki... O kadar yakın zaman
dilimleri... Geçmi-şin içinde yüzyıllar bile ne kadar yakınlar
birbirilerine değil mi? Yaşamın içindeki yıllar birbirlerini nasıl iter.
Gerçek olan bir son var; her şeyin bir sonu var. Kente doymayan insanlar
mı seçmiş bu mekanı? Bir tepenin üstüne sıralanmış mezar taşları. Görsel
akustiğin içinde, bazısı görkemli bazısı sıradan taş. Bir sürü yazı
yazmışlar taşların üstüne; çiçekler, motifler... Mezarlık kente bakıyor.
Ölüm yaşama bakıyor. En iyisi bilinç altına atmak uçsuz bucaksız
soruları. En iyisi yaşama koşmak... Orada kentin içinde, konaklarda,
çarşıda, sokaklarda insanlar var. Onlara koşmak onlara bakmak söyleşmek
görsel kadrajlar oluşturmak en iyisi...
|