|
Evliya Çelebi diyor ki, "Tarif etmekte, lisan kısa, kalem kırıktır..."
Ne zaman kaleye baksam bu sözü anımsadım. Bazen bulutlara sarılıyor,
bazen gökyüzüyle el ele tutuşuyor.
Kentin her bir noktasından bakınca, değişik görünümler sunuyor. Işıkla oyun oynuyor kentin üstünde. Sabah
başka, akşam bir başka görünüm sunuyor. Bazen mağrur bazen duygusal...
Ne çok şey
yaşamış Mardin Kalesi. Yunus Peygamber yaşamış burada. Yaz aylarında
buraya gelir, ibadet eder, zindeleşirmiş. Dara hükümdarı yaz sıcağında
tepesine çıkar serinliği içermiş. Öyle bir havası varmış ki, ölüyü
diriltirmiş... Nice prenses gelip burada derdine çare bulmuş. Kale
kentin üstüne eğiliyor sanki... Sevgiyle kucaklıyor her bir şeyi... Ve
hep korumaya hazır olduğunu söylüyor. Tarihsel bilgiler kadar anılar da
yaşıyor insanların dilinde... Yaşlılar hep kaleye tırmanıp oralarda oyun
oynadıklarını anlatıyorlar. Kalenin eteğinde geçen günleri ve kalenin
içindekileri anımsıyorlar. Mağaralar, sarnıçlar ve burçlar...
Gökyüzünden düşen tüm yağmur taneleri sarnıçlara dolarmış o günlerde...
Mezopotamya'da bir avuç su hayattır. En çetin savaşları görmüş...
Peygamberler, hükümdarlar çıkmış tepesine. Bazen yaşam bazen ölüm kol
gezmiş burçlarında. Hastalık binlerce insanı bir anda bitirmiş bomboş
kalmış kale. Asırlar önce salgın hastalıklar geldi mi ocakların tümü
sönermiş. Geçmişi almış koynuna gökyüzüne tırmanıyor.
Ne çok yakışıyor
Mezopotamya ovasına... Günümüzde akşamları kale ışıkla donatılıyor. Her
akşam bir deste çiçek alan sevgili gibi keyifleniyor. Kent kaleye omuz
verip güçleniyor ve umutla içtenlikle geleceğe bakıyor...
|