|
|
|
KAHVESİNİ
ÖNÜNE KOYDU VE ÖYLECE BAKTI |
| |
Buyur
etti, evine girdik. Tipik bir Mardin evi. Taş tavanlı odanın ahşap
koltuklarına oturduk. Kahvelerimiz geldi. O kalkıp karşıdaki geyikli
halının önüne oturdu. Üstte bir fotoğraf var, biraz eğ-rilmiş.
"Gençliğim" dedi kahvesini yudumlar-ken..Dönüp baktı du-vardaki eğrilen
resmine içini çekti... Odanın duvarlarında gezdirdi gözlerini. Duvarlar
bir sinema sahnesi gibiydi onun için... Geçip gitti onca yıl... Arkada
geyikler, kocaman boy-nuzlarını dikmiş hayalin içine girmişlerdi. Bir
yudum aldı kahvesin-den, hemen babasını anlatmaya başladı. Bu ev
babasından kalmıştı ona, 'yadigar'.. Mardin'deki tüm evler gibi
yadigardı ona... Bakıp korumuş bugün-lere getirmişti. Neler geçmişti
neler... Torun-lar onu dinliyorlardı. Sesi odanın taş duvarlarında
geziniyor-du. Nice ses vardır duvarın üstünde. Üst üste yığılmıştır
tümceler. Zaman onları istifleyip yığmıştır. Keşke sesler kalsa,
İstediğimiz sesleri dinleyebilsek. Evleri dışardan dinleyince hiç ses
duyamazsınız. Kat kat taş duvarın altında kalır sesler. Önce kalın bir
duvarla ev zırha bürünür. Sokaktan ayrılır. Avludan sonra başlar ev.
Yine kalın taş duvarların ardında kalır odalar. Kalın duvarlar çevirir
evi. Odalarda sofalarda avlunun içine saklanır. Acılı, baharatlı
sofraların sonunda sohbetin içindedir kahve. Kahvesi önünde, fotoğrafı
duvarda, kalın duvarların çevirdiği odasında, geçmiş gelir geçer dil
süzgecinden. Geyikler duvarda geçmişin izleridir. Mekanların dostudur
geyikler, ipek üstüne konar öylece bakarlar odanın içine. Niye asılırlar
böyle duvarlara bilinmez.
|