|
|
Kent
önümde. Taş evlere sırt çeviren beton binalar, yoz görüntüleriyle
estetik
değerlere
yoldaş olamamış. Birbirine kaş çatıyor burada taş ve beton... Taş,
kızgın yüzyılların ruhunu serdiği yamaçta ayrık ot istemiyor. Yeşil, tek
düze çimen gibi sırt sırta verip yüzyıllarca yaşamak istiyor taş evler.
Ayaklarımın altındaki asfalt yaylanı-yor sanki. İnsanlar geçiyor. Kimi
Türkçe kimi Arapça kimi Kürtçe konuşuyor. Yaşlı biri duruyor ilerde,
önce Arapça sesleniyor birine sonra yanından geçene Kürtçe bir şeyler
söylüyor, Türkçe yanıt veriyor. Mardin'de diller kol kola girmiş. Bir
senfoni gibi karanlığın içine düşüyor sözcükler...Taş evlerin
yüzeylerinde geziyor... Akustik ayrı ama anlamları bir... Diller
birbirini anlıyor.Diller kol kola. Yüzyıllar boyu diller ve dinler
birbirine komşu olmuş sokaklarda. Kah türkülerde kah acılarda kah
sevgilerde. Asfalt ayağımın altında, yanımda dillerden düşen sözler
karanlığa karışarak kente doğru yürüdüm. Her şeyi dinliyorum. Yanımdan
geçen atların nallarından çıkan sesi. Hiç durmadan yanımdan geçen
araçların homurtusunu ve dillerden düşen sözcükleri dinliyorum. Daracık
sokaklar başlıyor caddenin iki yanında. Kent anlatmaya başlıyor
kendisini. Dükkanlara kilit vuruyor insanlar... Sıcacık karşılıyorlar
insanı. Akşamın bunaltıcı sıcaklığının üstüne düşüyor içten
selamlaşmanın serinliği.
|
 |
 |
|